M i n i m a l i s m

M i n i m a l i s m

Bir sade yaşam belgeseli.

İnstagramda (@1ruhmacerasi ) gezinirken pek tabii sizi değişime uğratacak, bir an dahi olsa durup düşünmenizi sağlayacak, ruhunuzu besleyecek paylaşımlara rastlayabilirsiniz.
Ama eğer isterseniz?

Takip ettiğim bir ‘instagirl’ sayesinde tanıştım bu belgeselle ve- iyi ki – dedim.
İsteyince zaman ve mekan nasıl anlam kazanıyor, gördüm.

İstemek yani niyet etmek;güzele, iyiye,manaya.

Niyet hayr olunca akıbette hayr oluyor mu demeliyiz ya da?
Olmasa bile zaman sonra muhakkak olacak. Sözünü ezelden aldık ve inandık ;bu böyledir.

Niyetin evi ise kalptir. Oradan hareket alır. Kalp ise bizim özümüz. Ve bizim o öze sahip çıkmamız, sıkı sıkı sarılmamız lazım çünkü hayırlı bir niyet için hayırlı bir kalbimizin olması gerekir .
Hayr söylemek içinse yine hayırlı bir kalbe ihtiyacımız var.

Hasılı bir kalbe ihtiyacımız var bizim.

Sekülerleşmenin hız kazandığı şu zamanda, biliyorum, bir kalbe sahip olma kaygısı manasız gelebilir, gelecektir size. Bu yüzden şu satırlar ya sizi ferahlatacak ya da boğup öldürecek. Bilmiyorum.
Ama bana sorarsanız ikisinde de fayda var. Biraz sadeleşmek, durup düşünmek ve dahi insan olmak için buna ihtiyacımız var çünkü.

Şimdi, neye nereden başlasak gibi bir soru gönlünüzden göğe yükseliyor olabilir. Ryan Nicodemus’un yaptığı gibi ıvır zıvır birçok şeyle doldurmaya çalışarak yapmayın bu başlangıcı. Joshua Fields gibi yapabilirsiniz ama.

Ivır zıvır saydığı birçok eşyayı hayatından çıkarıp, sadece gerekli olanlarla hayatına devam etmek gibi bir yol çiziyor kendine.

Etrafındaki eşyanın yaşamına değer katıp katmaması o eşyayı hayatından çıkarıp çıkarmamasına neden.
Ne güzel, öyle değil mi?
Birileri kendine sadeliği dert edinmiş. Değeri dert edinmiş.
Derdine derman aramış ve dermanını da bulmuş aynı zamanda. Sesini insanlara duyurmuş ve onlar da bu yakınışa bel vermiş.

Ryan’ın ilgisini ise ‘mutluluğu ile’ çekmiş.

Ne oldu da bu kadar mutlusun? ‘ diye bir soru yöneltiyor ve sonrası cevabı minimalizm olan 20 dakikalık bir konuşma…

Aslında sonrası değer ve sadelik kaygılı bir insanın, iki, beş, on, bin oluşu…
Bilmekten bilince ermeye, maddeden manaya bir nevi.
Değere.

Sade yaşam mı dersiniz, minimalism mi dersiniz bilmiyorum ben. Bence bunun adı gerçekten yaşamak. Sadece eşyanın azaltılması değil ama benim kastım; insanın, düşüncenin, tutkuların, endişelerin, kızgınlıkların, kırgınlıkların hasılı hevanın giderilmesi.

Küçülmek, yok olmak; incelmek, derinleşmek, büyümek. İnsan olmak. Sadece insan olmak. Gereksiz tüm sıfatlardan kurtulmak.
Mini yaşamak.
Yaşamak.

Joshua Fields ile Ryan’ın sade yaşam belgeseli bize bir hayatımızın ve bir kalbimizin olduğunu hatırlatıyor. İzleyelim, görelim, duyalım, hissedelim.

https://www.theminimalists.com/ (Raynh Joshua Fields&Ryan Nicodemus hakkında bilmek istediğiniz her şey bu sitede!)